Skip to main content

Birey Olmak

Yıllardır toplumda yaygın görüş olarak "kendini feda etmek" temelli olgular hep kabul gören, olması gereken ve "iyi" şeklinde ifade edilmiştir. Başka bir deyişle  diğerleri için yaşamalısın ve kendinden önce başka insanları düşünmelisin. Bunun sebebi ise çıkar için yapılan eylemlerin ahlaksız bulunması. İnsanlarla olan ilişkinde kendinden verip, karşılık beklemeden "güzel" şeyler yapmalısın. Ortada bir dilim pasta kaldıysa onu başkası yemeli çünkü sen yersen bu bencilliktir. Bencillik kötü bir şeydir.Başkası doydu ama sen aç kaldın. Eeey insanlar! Cidden mi ? 

Ayn Rand "kendini feda etme" gibi olgular için "irrasyonel" kelimesini kullanıyor. Güvenebileceğimiz tek şey rasyonel olmak ve dolayısıyla aklımız. Eğer aptal bir insan olsaydım da aklımdan başka güvenebileceğim bir şeyimin olduğunu düşünmüyorum. Aklımıza güvenip onu rehber alarak potansiyelimizi ortaya çıkarırız. Bak abin, ablan, hocan değil de önce aklın. Ayn Rand "İrrasyonellik bir ihmal halidir; potansiyelini kullanamama hali" der. İnsanın temel niteliği akıldır. Akıl, yegane hayatta kalma aracıdır ve kendimiz için en doğru kararı o verir. Topluma göre kendinden verirsen "iyi bir insan" olarak anılabilirsin. Hayatta kalmak için en doğru kararı vermezsin ama kendini feda ederek kabul edilirsin. Kendinden verdikten, çıkarın için hiçbir şey yapmadıktan sonra kendini nasıl geliştirebilirsin ? Ortada sen kalmadın. O zaman bencil ol!

Kabul edilmese de aslında pragmatik(çıkarcı) bir dünyada yaşıyoruz. Bundan dolayı insana dair her şey bencilcedir ve karşılık bekleyerek yapılır. Karşılık illa para, statü  gibi şeylerle olmak zorunda değildir. Manevi, soyut çıkarlarımız ve ihtiyaçlarımız da vardır. Bir hayvanı beslemenin ilk sebebi hayvanın doyması değil, kendini iyi hissetmendir. Bencilce bir düşünce ile hayvanı beslersin ama bencilliğini iyiye kanalize etmişsindir. Bir şeye "bencilce" demek onu kötü yapmaz. Sadece bencilce olduğunu görebilmen gereklidir.O halde her şey çıkarımız içinse, kendimizi feda etmemizde çıkarımız içindir. Kendimizi feda ederek doğru şeyi yaptığımızı düşünüp manevi ihtiyaçlarımızı tatmin ederiz. Çünkü birey olarak düşünemeyen insan, başka insanların doğrusu ile tatmin olmaya çalışır. 

Bencillik zevk ve sömürü için değildir. Ayn Rand'ın sürekli öncelik verdiği konu potansiyeldir. Yaptığımız her eylemde potansiyelimiz öncelikli olmalıdır. Bana göre her insanın potansiyeli vardır ve ortaya çıkarmak için çaba gerekir. Kung fu Panda potansiyel konusunda sürekli örnek verdiğim bir animasyon ve konusu gelmişken filmden bahsedeyim. Po, babasının noodle dükkanında garson olarak çalışmaktadır. Sürekli "ben neyim ve neyi istiyorum?" sorularıyla mutsuz olarak çalışmaya devam eder. Bir gün şans eseri usta Oogway tarafından ejderha savaşçısı (yıllardır beklenen kung fu ustası) olarak seçilir. Kimse şişman ve kung fu ile alakası olmayan bir pandanın ejderha savaşçısı olacağına inanmaz. Po'yu dışlarlar hatta bırakmasını sağlamak için onu zorlarlar. Sonrasında ustası Shi-fu, Po'nun yemek yemeyi sevdiğini ve yemek için her şeyi yapabileceğini keşfeder. Onu yemek ile eğitir. Sonunda potansiyelini ortaya çıkarır ve Po ejderha savaşçısı olur. Ejderha savaşçısı olmasının büyü ya da mistik olaylarla ilgisi yoktur. Olay o tombiş pandanın içindeki potansiyel ile ilgilidir. Babasının yanında çalışmaya devam etseydi ve potansiyelini ortaya çıkarmak için böyle bir fırsat karşısına çıkmasaydı, içerisinde ejderha savaşçısı yatan bir pandadan başka bir şey olamazdı. Belki de hepimizin içinde bir ejderha savaşçısı vardır da henüz üniversitede okuyan öğrencilerizdir.

Birey olan insanlar, diğerlerinden önce kendilerine bakarlar. Başkaları ne dedi diye düşünmez yani başkaları için yaşamazlar. Kendi hatalarını görür, kendilerini geliştirmeye çalışır ve onu etkileyen çevresini (arkadaş,iş ve hatta müşteri çevresi) değiştirebilirler. Bir sözü sırf kendisinden büyük, yüksek mevki biri söyledi diye hemen doğru kabul etmezler. Kritik düşünürler. Sürekli birey olanı övmüş gibi oldum ama düşününce, akılcı bencil/bencil/birey olan bir insan kendi içine dönmek zorundadır. Önceliği kendi iyiliği ve memnuniyeti olduğundan dolayı sürekli bir gelişim içersinde olmalıdır. Kendini yeteri kadar geliştirmemiş, özgüvensiz bir insan asla birey olamaz çünkü sürekli başkalarına ihtiyaç duyar. Bulunduğu kötü durumu ve çevreyi düzeltmek için kendisi uğraşmaz da bir kurtarıcı bekler. Bunun için Atatürk'ün çok güzel bir sözü olan "Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun." sözünü eklemeliyim. İnsan olduğun için senden makine gibi olmanı bekleyemem. Elbette duyguların var ve bir gün kendini çaresiz hissedebilirsin. Başarız da olabilirsin ama başarısızlığımız için önce kendine bakmalısın; çünkü büyük ihtimal suç sendedir. Birey olmayan insansa hiçbir zaman suçlu değildir. Her zaman yanında başaramadıklarına uyduracak bir bahane gezdirir. Yeri gelmişken Atatürk'ün, "Başarı izah istemez, yenilgi mazeret kabul etmez" sözünü eklememek olmaz.

Çevreni değiştirmek istiyorsan önce kendin değişmelisin. Değişim gibi büyük bir şeye kalkışmak için büyük bir gelişime ihtiyacın var. Korkmadan, sloganlara aldırmadan, fazla iyi niyetin kolay avuntularına kapılmadan düşünmeye ihtiyacın var. Düşüncelerini geliştirirken tutkulara ve başkalarına değil, verilere ihtiyacın var. Gerekirse yalnız kalacaksın hatta buna da ihtiyacın var çünkü; "İnsan sadece yalnız olabildiği sürece, bütünüyle kendisi olur: Demek ki, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez; çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür." der Shopenhauer. Gerçekleşmesini arzuladığımız hedefler arasına giren zorluklara karşı doğabilecek umutsuzluk ve beceriksizlik duygularına karşı kaçındığımız bir hayat umuduyla...

Comments

Popular posts from this blog

Sallamalar #1

Karşımızda yazlıkçı çok tatlı bir kaç insan var. Ağaç olduğu için aramızda kaç kişiler ve kimler hiçbir fikrim yok. Merakta etmem ama benim ömrümün geçtiği yere insanlar tatile geliyor. Mutlu bir insan olmalıyım heralde. Konumuz tabi bu değil. Geçenlerde karşı apartmanın kapısına bir teyze geldi ve yazlıkçılara "canım kapıyı açar mısın ?" dedi. Şimdi buraya yazınca kendini beğenmiş gibi görünüyor ama hiç öyle değildi. Ses tonu son nefesini verir gibiydi. Tek arzusu o kapının açılmış olmasıydı. Bir kapı böyle arzulanamazdı. Aramızdaki mesafe az değildi ve ben kadının nefesini duyabiliyordum. Ne kadar sağlıksız olduk yahu böyle. O nefes sesini ve kapı arzulamasını duyunca içimden "anca 'hızlı yaşa genç öl' diyen biri kendine böyle zarar verir" dedim. Yazlıkçı teyze "tamam aşkım açayım hemen" dedi. Yadırgadım ama kısacık yadırgadım. Çünkü açayım dedikten sonra her zaman yaptığı şey kapının şifresini söylemek oluyordu ve çok kötü bir şifre söyleme yönt...

Sallamalar #2

Ellerimi tuttu ve gözlerimin içine baktı. O an benim onu görebilmemi sağlayan güneşe teşekkürlerden bir demet hazırlamıştım. Anlam veremiyor, kendimi kaybediyordum. Artık aklımın başımda olmadığını fark ediyor, bu konuya herhangi bir çözüm bulamıyordum. Gözleriyle "ortada bir sorun yok" diyordu. Sanki Zeus bizi yaratırken eşleşmiştik. Yemekhaneci dayı... Gideceğim an "dur" dedi. Durdum. Yemeklerimin arasına kocaman, hayvan kadar et parçası ekledi. Gülümsediğini, bu yaptığı hareket ile ne kadar gurur duyduğunu görebiliyordum. Onun gurur duyarak mutlu olması beni de mutlu etmişti. Beni anladığını düşünüyordu ve beni tanımış, anlamış olmak ona ayrı bir haz veriyordu fakat beni tanıyamamıştı. Anladığını sanması ile büyük bir yanılgı içerisine giriyordu. Maalesef... Ben çok aç değildim. Sadece haftalık kartım boşa gitmesin diye yemekhaneye gelmiştim. Hayatımda birisi sonunda beni anlamış fakat yanlış anlamıştı.               Et kediye köpeğe yemek...

Burdur Otogar - 1 (Böyle Olurdu #1)

Yaz okulundan çıkmış Isparta’ya dönerken geçirdiğim günü düşünüyordum. Pişm anlıklar dolu bir gün geçirmiş, derslerin gereksiz ağırlığı ile birlikte pişmanlığımı daha da büyütmüştüm.  Pişmanlığım şı marık, süper dadının yardımına ihtiyacımın olacağı hale ge lmiş, tepemde çılgın bir  o.ospu  çocuğu gibi zıplıyordu. Bazı bazı “ne yaptım ben” diye söylenirken pişmanlığım  “baba telefon” diye ağlıyordu.  Piç her  hareketimde  büyümüştü .  En sonunda k alsiyum fazlalığından süt dişlerini dökemeden Burdur  Otogar’a  gelmiştim.    Burdur otogara girerken  insan  tonlarca düşünce  eklemeden  edemiyor. Bir merdiven çıkmalısın mesela ve önünde muhakkak bir göt oluyor. O göte bakmak bazen çok iç açıcı olmuyor. Güzel bir götse “bu göte  sahip olan götünün güzel olduğunu bilir. Bakıyor muyum diye pusudadır şimdi mutlu etmeyeyim” deyip sağa sola bakmak zorunda ka lıyorsun .     İçeri girdiğimde çok acıktığı...