Skip to main content

Sallamalar #3

Geçenlerde şehirler arası otobüse bindim. Her zaman yaşanan şeye nedense o gün dikkat ettim. Muavin geldi ve "23 numara" dedi. O an "moruk, Cevdet ben" diyesim geldi. Deseydim de fark etmezdi. Ben  Isparta'ya gitme hedefinde olan insanlar için sadece 23 numaraydım. Mesela başkası gelseydi ve "23 yalnız benim ahanda bu benim biletim" deseydi artık o 23 numara olacaktı fakat bir Cevdet olmayacaktı. Otobüs halkı için artık 23 numara o olmuş olacaktı ve ben başka bir yere oturtulmuş herif olacaktım. Keşke her şey otobüs yolculukları gibi olsa... Hiçbir şey kimsenin skinde değil... (Bu yazıda derin anlamlar yatıyor.)


        Bir otobüs yolculuğumda kadın muavin denk gelmişti. İlk defa kadın muavin ile yolculuk eyliyordum. İnanılmaz parfüm kokusu ve kocaman poposu ile beni yok ediyordu. Her yanımdan geçtiğinde poposuyla bana vuruyor, yerimden ve rahatımdan parça parça alıp götürüyordu. Bir av köpeği gibi kokusunu takip etmeye çalıştım. O popo darbelerinden kurtulmak için evrimleşmiştim. Bana kahve verirken "dökme ama tamam mı?" diyerek tuhaf bir burukluk bırakmıştı. Önüme de kek atmıştı. O keki atması anaçlığındandı. Aç kalmamam için çaba gösteriyordu fakat bunun için bana popkek veriyordu. Bir anne çocuğuna bunu yapmamalıydı çünkü popkek bir zehirdi. Arkaya kahve verirken poposuyla hala varlığını görebiliyordunuz. Onun poposu bir binanın temeli gibiydi. Binanın temelinden farkı ise görünebilmesiydi. O poposuyla bizlere "ben buradayım ve sapasağlamım" diyordu. Arada güzel manzara görünce çocuklar gibi koşarak kapıya gidip story çekiyordu. Bunu gururla yapıyordu. Ne yapıyorsa gururla yapıyordu çünkü onun temeli sağlamdı...


        Gaye Su Akyol dinleyip camdan bakınırken bir anda "lan keşke bana yazsaydı bu şarkıyı" dedim. Şarkının adı "biliyorum" ve hastasıyım. Bana yazmış olsaydı mesela gidip "ya aşkım öyle bir amacım yoktu özüüüür" falan derdim. Minik bir kedi olurdum. Tavşanda olurdum ama hollanda lop tavşanı olurdum. Böyle olunca da o da bana "ya moruk bende bir gazla yazdım np ok" derdi. Böylece dünyanın en güzel ilişkisini yaşardık. Bize böyle şarkı yazabilecek hatun yok ki anca "hebele hübele" bak sinirlendim yine ....


        Bu sefer iğrenç bir otobüs anısı anlatacağım. Gitarımdan dolayı sabah 6 gibi yola çıktım. Sabah 6'da kimse olmuyordu ve gitarımı koltuğumun üzerinde koyuyordum. Bilgisayardı çantamdı derken 4 kişilik yer kaplıyordum fakat sabah 6 olduğu için bomboş oluyordu. Arkamda 2 kişi oturuyordu ve arkadaşlardı. Türkçe konuşmuyorlardı. Otobüs ilk bindiğimde hafif bir koku vardı fakat koku gittikçe ağırlaşmaya başladı.  Bir süre sonra ağzımdan nefes almaya başladım fakat kokunun tadı vardı. O daha fazla midemi bulandırmıştı. Daha fazla dayanamayıp muavine "yok oluyorum, başımdan başlayarak ölüyorum" dedim. "Bu koku nereden geliyor hğaaa" dedim. Arkada oturanları gösterip "mk hayvanları kokuyor yapacak bir şeyim yok, indiricem bir yerde döve döve yıkayacağım" dedi. Dünyalar tatlısı adamım fakat muavin öyle bir etkinlik başlatsa katılmaz mıydım? Koşa koşa katılırdım. Ben köpük sıksam sonrasında muavin durulasa... Bir insan böyle kokamaz. Bu mümkün değil. Bu kokuyla nasıl yaşanabilir zaten bambaşka bir konu. Nasıl hayatlar var ve bir ucuyla bana dokunmuş oldular. Öyle.

  




Comments

Popular posts from this blog

İtiraf Etmiyorum

  Çünkü hiçbir anlamı yok. Uzun zamandır istediğim eğlence ortamını dün yaşadım. Biramı içtim ve ardından sesim kısılana kadar ergenlik rock şarkılarımı söyledim. Bazen zıpladım bazen bir meşe ağacı esnekliğinde danslar ettim. Kısacası köpek gibi eğlendim. Sanırım buna ihtiyacım vardı.  Eğlence bitip evime dönerken yolda "e bitti. Ne anladım bu skişten ? " dedim. Konuşurken biraz ayıp ettim fakat haklıydım. Daha farklı yollardan anlatabilirdim fakat etkili olması için skiş kelimesini kullandım. Ben etkilenmiştim bu yeterliydi de zaten. Eğlence bitmişti ve yine hiçbir zaman tatmin olamayacağım hayatıma geri dönmüştüm. Bu "hiçbir zaman tatmin olunamayacak hayat" sadece benim hayatım değil, hepimizin hayatı. Eğer bir gün itiraf etmeye başlarsam ilk olarak bahsedeceğim konu bu olacak. Mutlu olmak anlamsız -ki zaten olamayacaksın. Eve döndüğümde aklımda hiçbir şarkı kalmamıştı. Dışarı çıkarken yarım bıraktığım buz gibi olmuş kahveyi dikip yatağa yattığımda aklı...

Keşiş #0

Keşiş gözlerini açtığında turuncu çimenler üzerinde buldu kendini. Hiç bilmediği bazı yaban otlarının yapraklarında pırıltılar vardı. Güneşin mavi ışıkları, pırıltıları güçlendiriyor ve keşişin gözünü yakıyordu. Gözleri yanıyordu fakat bu ona zevk veriyordu. Gözlerini yıllardır açmamıştı ve etrafa acele etmeden bakarak bu yerin tadını çıkarıyordu. Gözlerini kapatalı çok olmuştu ve değişimin olacağından emindi fakat dünya nasıl bu hale gelmişti? Yürümeye karar verdi ve ilerlediğinde kırmızı bir ağacın dibinde siyah bir su birikintisi buldu. Siyah su onu susatmıştı ve hiç korkmadan daldırdı elini, içti. Keşiş hiçbir şeye şaşırmıyor, yıllardır burada yaşıyormuş gibi korkmadan yürüyordu. Bir ses duyuldu.  -Bu ne kibir?   Keşiş sese doğru döndü ve “kibir ne zaman kötü oldu” dedi.  -Yıllardır kapattın kabuğuna kendini ve hep merak ettin.  -Çok acı çektim, kabuğumda değil yoldaydım.  -Sorular sordun sanki cevabı hak etmiş gibi  -Merak ettim çünkü güneşin üstü...

Sallamalar #1

Karşımızda yazlıkçı çok tatlı bir kaç insan var. Ağaç olduğu için aramızda kaç kişiler ve kimler hiçbir fikrim yok. Merakta etmem ama benim ömrümün geçtiği yere insanlar tatile geliyor. Mutlu bir insan olmalıyım heralde. Konumuz tabi bu değil. Geçenlerde karşı apartmanın kapısına bir teyze geldi ve yazlıkçılara "canım kapıyı açar mısın ?" dedi. Şimdi buraya yazınca kendini beğenmiş gibi görünüyor ama hiç öyle değildi. Ses tonu son nefesini verir gibiydi. Tek arzusu o kapının açılmış olmasıydı. Bir kapı böyle arzulanamazdı. Aramızdaki mesafe az değildi ve ben kadının nefesini duyabiliyordum. Ne kadar sağlıksız olduk yahu böyle. O nefes sesini ve kapı arzulamasını duyunca içimden "anca 'hızlı yaşa genç öl' diyen biri kendine böyle zarar verir" dedim. Yazlıkçı teyze "tamam aşkım açayım hemen" dedi. Yadırgadım ama kısacık yadırgadım. Çünkü açayım dedikten sonra her zaman yaptığı şey kapının şifresini söylemek oluyordu ve çok kötü bir şifre söyleme yönt...