Skip to main content

Sallamalar #1

Karşımızda yazlıkçı çok tatlı bir kaç insan var. Ağaç olduğu için aramızda kaç kişiler ve kimler hiçbir fikrim yok. Merakta etmem ama benim ömrümün geçtiği yere insanlar tatile geliyor. Mutlu bir insan olmalıyım heralde. Konumuz tabi bu değil. Geçenlerde karşı apartmanın kapısına bir teyze geldi ve yazlıkçılara "canım kapıyı açar mısın ?" dedi. Şimdi buraya yazınca kendini beğenmiş gibi görünüyor ama hiç öyle değildi. Ses tonu son nefesini verir gibiydi. Tek arzusu o kapının açılmış olmasıydı. Bir kapı böyle arzulanamazdı. Aramızdaki mesafe az değildi ve ben kadının nefesini duyabiliyordum. Ne kadar sağlıksız olduk yahu böyle. O nefes sesini ve kapı arzulamasını duyunca içimden "anca 'hızlı yaşa genç öl' diyen biri kendine böyle zarar verir" dedim. Yazlıkçı teyze "tamam aşkım açayım hemen" dedi. Yadırgadım ama kısacık yadırgadım. Çünkü açayım dedikten sonra her zaman yaptığı şey kapının şifresini söylemek oluyordu ve çok kötü bir şifre söyleme yöntemi vardı. Kapıyı açmaya gitmekten vazgeçti çünkü o da çok sağlıklı bir vücuda sahip değildi. Bu yol onun için mordor yolu gibi olmalıydı. Balkona keyif yapıcam diye her şeyi doldurmuşlar labirent gibi mk. Aşağıya doğru "bak 1234 enter'a bas" dedi. Daha önce de böyle bir konuşmasına şahit olmuştum. Bunu insanlara söyledikten sonra kapıdan 4 tane 'biip' sesi geliyor fakat sonra bir duraksıyorlar. Çünkü o düğmeler arasında enter yok. Eski tuşlu telefonlar gibi yıldız ve kare var. Enter ne alaka? Ne kadar bilgisayar kullanmış olabilirsin? Hayatım bilgisayar başında geçiyor fakat ben böyle bir şey söylemem. Zaten kapı şifresini söylemem çünkü bisikletim içerde. Pusu kurmuş bir hırsız bunu duyabilir. Teyze öyle düşünmüyordu. Büyük ihtimal bisikleti yoktu. Bisikleti olsa zaten "enter'a bas" gibi bir şey duyamazdım ondan çünkü kapıyı açmaya giderdi ve şifreyi ifşalamazdı. Sonunda aşağıdaki teyzeden yine 4 tane "biiip" sesi geldi ve durdu. Yazlıkçı yine başarısız olunca gidip mecburen kapıyı açtı. 

Hayatta böyle bir şey işte. Yok zorlamayayım bağlayamadım bir yere. Öyle...

      

Comments

Popular posts from this blog

Sallamalar #2

Ellerimi tuttu ve gözlerimin içine baktı. O an benim onu görebilmemi sağlayan güneşe teşekkürlerden bir demet hazırlamıştım. Anlam veremiyor, kendimi kaybediyordum. Artık aklımın başımda olmadığını fark ediyor, bu konuya herhangi bir çözüm bulamıyordum. Gözleriyle "ortada bir sorun yok" diyordu. Sanki Zeus bizi yaratırken eşleşmiştik. Yemekhaneci dayı... Gideceğim an "dur" dedi. Durdum. Yemeklerimin arasına kocaman, hayvan kadar et parçası ekledi. Gülümsediğini, bu yaptığı hareket ile ne kadar gurur duyduğunu görebiliyordum. Onun gurur duyarak mutlu olması beni de mutlu etmişti. Beni anladığını düşünüyordu ve beni tanımış, anlamış olmak ona ayrı bir haz veriyordu fakat beni tanıyamamıştı. Anladığını sanması ile büyük bir yanılgı içerisine giriyordu. Maalesef... Ben çok aç değildim. Sadece haftalık kartım boşa gitmesin diye yemekhaneye gelmiştim. Hayatımda birisi sonunda beni anlamış fakat yanlış anlamıştı.               Et kediye köpeğe yemek...

Burdur Otogar - 1 (Böyle Olurdu #1)

Yaz okulundan çıkmış Isparta’ya dönerken geçirdiğim günü düşünüyordum. Pişm anlıklar dolu bir gün geçirmiş, derslerin gereksiz ağırlığı ile birlikte pişmanlığımı daha da büyütmüştüm.  Pişmanlığım şı marık, süper dadının yardımına ihtiyacımın olacağı hale ge lmiş, tepemde çılgın bir  o.ospu  çocuğu gibi zıplıyordu. Bazı bazı “ne yaptım ben” diye söylenirken pişmanlığım  “baba telefon” diye ağlıyordu.  Piç her  hareketimde  büyümüştü .  En sonunda k alsiyum fazlalığından süt dişlerini dökemeden Burdur  Otogar’a  gelmiştim.    Burdur otogara girerken  insan  tonlarca düşünce  eklemeden  edemiyor. Bir merdiven çıkmalısın mesela ve önünde muhakkak bir göt oluyor. O göte bakmak bazen çok iç açıcı olmuyor. Güzel bir götse “bu göte  sahip olan götünün güzel olduğunu bilir. Bakıyor muyum diye pusudadır şimdi mutlu etmeyeyim” deyip sağa sola bakmak zorunda ka lıyorsun .     İçeri girdiğimde çok acıktığı...