Skip to main content

Posts

Showing posts from August, 2020

Burdur Otogar - 1 (Böyle Olurdu #1)

Yaz okulundan çıkmış Isparta’ya dönerken geçirdiğim günü düşünüyordum. Pişm anlıklar dolu bir gün geçirmiş, derslerin gereksiz ağırlığı ile birlikte pişmanlığımı daha da büyütmüştüm.  Pişmanlığım şı marık, süper dadının yardımına ihtiyacımın olacağı hale ge lmiş, tepemde çılgın bir  o.ospu  çocuğu gibi zıplıyordu. Bazı bazı “ne yaptım ben” diye söylenirken pişmanlığım  “baba telefon” diye ağlıyordu.  Piç her  hareketimde  büyümüştü .  En sonunda k alsiyum fazlalığından süt dişlerini dökemeden Burdur  Otogar’a  gelmiştim.    Burdur otogara girerken  insan  tonlarca düşünce  eklemeden  edemiyor. Bir merdiven çıkmalısın mesela ve önünde muhakkak bir göt oluyor. O göte bakmak bazen çok iç açıcı olmuyor. Güzel bir götse “bu göte  sahip olan götünün güzel olduğunu bilir. Bakıyor muyum diye pusudadır şimdi mutlu etmeyeyim” deyip sağa sola bakmak zorunda ka lıyorsun .     İçeri girdiğimde çok acıktığı...

Sallamalar #3

Geçenlerde şehirler arası otobüse bindim. Her zaman yaşanan şeye nedense o gün dikkat ettim. Muavin geldi ve "23 numara" dedi. O an "moruk, Cevdet ben" diyesim geldi. Deseydim de fark etmezdi. Ben  Isparta'ya gitme hedefinde olan insanlar için sadece 23 numaraydım. Mesela başkası gelseydi ve "23 yalnız benim ahanda bu benim biletim" deseydi artık o 23 numara olacaktı fakat bir Cevdet olmayacaktı. Otobüs halkı için artık 23 numara o olmuş olacaktı ve ben başka bir yere oturtulmuş herif olacaktım. Keşke her şey otobüs yolculukları gibi olsa... Hiçbir şey kimsenin skinde değil... (Bu yazıda derin anlamlar yatıyor.)           Bir otobüs yolculuğumda kadın muavin denk gelmişti. İlk defa kadın muavin ile yolculuk eyliyordum. İnanılmaz parfüm kokusu ve kocaman poposu ile beni yok ediyordu. Her yanımdan geçtiğinde poposuyla bana vuruyor, yerimden ve rahatımdan parça parça alıp götürüyordu. Bir av köpeği gibi kokusunu takip etmeye çalıştım. O popo darbelerinden...

Sallamalar #2

Ellerimi tuttu ve gözlerimin içine baktı. O an benim onu görebilmemi sağlayan güneşe teşekkürlerden bir demet hazırlamıştım. Anlam veremiyor, kendimi kaybediyordum. Artık aklımın başımda olmadığını fark ediyor, bu konuya herhangi bir çözüm bulamıyordum. Gözleriyle "ortada bir sorun yok" diyordu. Sanki Zeus bizi yaratırken eşleşmiştik. Yemekhaneci dayı... Gideceğim an "dur" dedi. Durdum. Yemeklerimin arasına kocaman, hayvan kadar et parçası ekledi. Gülümsediğini, bu yaptığı hareket ile ne kadar gurur duyduğunu görebiliyordum. Onun gurur duyarak mutlu olması beni de mutlu etmişti. Beni anladığını düşünüyordu ve beni tanımış, anlamış olmak ona ayrı bir haz veriyordu fakat beni tanıyamamıştı. Anladığını sanması ile büyük bir yanılgı içerisine giriyordu. Maalesef... Ben çok aç değildim. Sadece haftalık kartım boşa gitmesin diye yemekhaneye gelmiştim. Hayatımda birisi sonunda beni anlamış fakat yanlış anlamıştı.               Et kediye köpeğe yemek...

Sallamalar #1

Karşımızda yazlıkçı çok tatlı bir kaç insan var. Ağaç olduğu için aramızda kaç kişiler ve kimler hiçbir fikrim yok. Merakta etmem ama benim ömrümün geçtiği yere insanlar tatile geliyor. Mutlu bir insan olmalıyım heralde. Konumuz tabi bu değil. Geçenlerde karşı apartmanın kapısına bir teyze geldi ve yazlıkçılara "canım kapıyı açar mısın ?" dedi. Şimdi buraya yazınca kendini beğenmiş gibi görünüyor ama hiç öyle değildi. Ses tonu son nefesini verir gibiydi. Tek arzusu o kapının açılmış olmasıydı. Bir kapı böyle arzulanamazdı. Aramızdaki mesafe az değildi ve ben kadının nefesini duyabiliyordum. Ne kadar sağlıksız olduk yahu böyle. O nefes sesini ve kapı arzulamasını duyunca içimden "anca 'hızlı yaşa genç öl' diyen biri kendine böyle zarar verir" dedim. Yazlıkçı teyze "tamam aşkım açayım hemen" dedi. Yadırgadım ama kısacık yadırgadım. Çünkü açayım dedikten sonra her zaman yaptığı şey kapının şifresini söylemek oluyordu ve çok kötü bir şifre söyleme yönt...

Mutluluk - Akış (Mihaly Csikszentmihalyi)

  Mutluluk  Mutluluk, zihinsel gelişmişlik ve iç dünyası zenginlik ile birlikte gelir, bunlarla doğru orantılıdır. Bilgi, sinir hücreleri olarak düşünülebilir. Bilgi kazanıldıkça sinir hücreleri artar ve daha fazla haz almaya başlarız. En büyük haz kaynağı bundan dolayı bireyin kendisidir. İnsan yalnızken kendine eğlenecek bir şeyler buluyor, kafasından bilgilerini eyleme dökecek somut projeler geçirebiliyorsa, insanın dışarıya bağımlılığını da azalır. Shopenhauer'a göre az ithalat yapan ülkenin en mutlu olması gibi en az dışarıya bağımlı olan insan da en mutlu insandır. Dışarıdaki hazlara karşı tetikte olan insan içsel bir boşluk hissinin esiri olacaktır, çünkü dışarıdaki hazların sürekliliği olmadığından insan yine kendisiyle kalacaktır. Haz kaynağı olarak kendisi hariç diğerlerini kabul eden insan, kendine katlanamayan insandır. Bir insanın kendine katlanamaması, bununla birlikte yalnız kalamaması aslında iç dünyasının fakirliğinin işaretidir.  Akış Akış, etkin...

Birey Olmak

Yıllardır toplumda yaygın görüş olarak "kendini feda etmek" temelli olgular hep kabul gören, olması gereken ve "iyi" şeklinde ifade edilmiştir. Başka bir deyişle  diğerleri için yaşamalısın ve kendinden önce başka insanları düşünmelisin. Bunun sebebi ise çıkar için yapılan eylemlerin ahlaksız bulunması. İnsanlarla olan ilişkinde kendinden verip, karşılık beklemeden "güzel" şeyler yapmalısın. Ortada bir dilim pasta kaldıysa onu başkası yemeli çünkü sen yersen bu bencilliktir. Bencillik kötü bir şeydir.Başkası doydu ama sen aç kaldın. Eeey insanlar! Cidden mi ?  Ayn Rand "kendini feda etme" gibi olgular için "irrasyonel" kelimesini kullanıyor. Güvenebileceğimiz tek şey rasyonel olmak ve dolayısıyla aklımız. Eğer aptal bir insan olsaydım da aklımdan başka güvenebileceğim bir şeyimin olduğunu düşünmüyorum. Aklımıza güvenip onu rehber alarak potansiyelimizi ortaya çıkarırız. Bak abin, ablan, hocan değil de önce aklın. Ayn Rand "İrra...

Keşiş #0

Keşiş gözlerini açtığında turuncu çimenler üzerinde buldu kendini. Hiç bilmediği bazı yaban otlarının yapraklarında pırıltılar vardı. Güneşin mavi ışıkları, pırıltıları güçlendiriyor ve keşişin gözünü yakıyordu. Gözleri yanıyordu fakat bu ona zevk veriyordu. Gözlerini yıllardır açmamıştı ve etrafa acele etmeden bakarak bu yerin tadını çıkarıyordu. Gözlerini kapatalı çok olmuştu ve değişimin olacağından emindi fakat dünya nasıl bu hale gelmişti? Yürümeye karar verdi ve ilerlediğinde kırmızı bir ağacın dibinde siyah bir su birikintisi buldu. Siyah su onu susatmıştı ve hiç korkmadan daldırdı elini, içti. Keşiş hiçbir şeye şaşırmıyor, yıllardır burada yaşıyormuş gibi korkmadan yürüyordu. Bir ses duyuldu.  -Bu ne kibir?   Keşiş sese doğru döndü ve “kibir ne zaman kötü oldu” dedi.  -Yıllardır kapattın kabuğuna kendini ve hep merak ettin.  -Çok acı çektim, kabuğumda değil yoldaydım.  -Sorular sordun sanki cevabı hak etmiş gibi  -Merak ettim çünkü güneşin üstü...

İtiraf Etmiyorum

  Çünkü hiçbir anlamı yok. Uzun zamandır istediğim eğlence ortamını dün yaşadım. Biramı içtim ve ardından sesim kısılana kadar ergenlik rock şarkılarımı söyledim. Bazen zıpladım bazen bir meşe ağacı esnekliğinde danslar ettim. Kısacası köpek gibi eğlendim. Sanırım buna ihtiyacım vardı.  Eğlence bitip evime dönerken yolda "e bitti. Ne anladım bu skişten ? " dedim. Konuşurken biraz ayıp ettim fakat haklıydım. Daha farklı yollardan anlatabilirdim fakat etkili olması için skiş kelimesini kullandım. Ben etkilenmiştim bu yeterliydi de zaten. Eğlence bitmişti ve yine hiçbir zaman tatmin olamayacağım hayatıma geri dönmüştüm. Bu "hiçbir zaman tatmin olunamayacak hayat" sadece benim hayatım değil, hepimizin hayatı. Eğer bir gün itiraf etmeye başlarsam ilk olarak bahsedeceğim konu bu olacak. Mutlu olmak anlamsız -ki zaten olamayacaksın. Eve döndüğümde aklımda hiçbir şarkı kalmamıştı. Dışarı çıkarken yarım bıraktığım buz gibi olmuş kahveyi dikip yatağa yattığımda aklı...